• POZİTİF İZ

Ulusal HIV/AIDS 2020 Kongresi Notları

En son güncellendiği tarih: 1 Ara 2020

HIV alanındaki pek çok güncel gelişmelerin aktarıldığı ve çalışma sonuçlarının paylaşıldığı ‘Ulusal HIV/AIDS Kongresi bu yıl 19-22 Kasım 2020 tarihlerinde "Online" olarak düzenlendi.

Pozitif-iz Derneği olarak iki oturumda sunum yaptığımız ve bir de poster çalışmamız ile yer aldığımız Kongre’den derlediğimiz notlarımızı aşağıda paylaşıyoruz;


İlk günün açılış konuşmasını yapan kongre başkanı Prof. Dr. Serhat Ünal’ın ardından ‘Covid19 gölgesinde HIV/AIDS’ sunumu ile Prof Yazdan Yazdanpanah yaptığı sunumda; Covid’te bulaşın en çok olduğu zamanın semptomlar başlamadan 2-3 gün öncesi olduğunu ve bulaşların %44’ünün semptom öncesi pozitif kişilerle temastan kaynaklandığını paylaştı. Ayrıca 7 gün sonra bulaşın azalmakla beraber devam ettiğine de dikkat çekti. Bulaş Risk Faktörlerinde ise, ortamda kişi yoğunluğu ile ortamın havalandırmasının önemli olduğunu belirtti.


Yazdanpanah ayrıca “Maske takılmazsa nerede olursanız olun bulaş oluyor, buna açık hava da dahil. Maske takılması durumunda da maruziyetin önemi var. Çoğunlukla aile içinde, evde maskesiz oturulmasından bulaş oluyor. Test, Filyasyon ve İzolasyon önemli.” dedi ve COVID ve HIV İlişkisinde ise genel olarak, HIV pozitif ve negatif bireyler arasında CD4 düzeyi 350 ve üzeriyse risk faktörünün yanı olduğunu ve riskin diğer yan hastalıklar ile olduğunu ekledi.


Oturum başkanlığını Prof. Dr. Deniz Gökengin’in yaptığı ‘ ‘Dünyada ve Türkiye’de HIV/AIDS Epidemiyolojisi’ panelinde konuşma yapan Sağlık Bakanlığı Bulaşıcı Hastalıklar Daire Başkanlığı’ndan Dr. Emel Özdemir ‘Türkiye’de HIV/AIDS Epidemiyolojisi’ sunumu gerçekleştirdi. Özdemir, 30 Haziran 2020 itibarıyla 26.164 toplam HIV pozitif kişi olduğunu, bu kişilerin %15’inin eşcinsel erkekler, %35’inin ise heteroseksüeller olduğunu, vakaların yarısının cinsel yolla - yarısının bulaş yolunun bilinmediğini kaydetti. Ayrıca, 0-18 yaş aralığında 564 HIV/AIDS vakası olduğunu, bunlarda da çoğunluğunun 16-18 yaş arası erkekler olduğunu ekledi.

Türkiye’de HIV testi uygulamalarının en yaygın yapıldığı başlıca alanların; - Kan ve organ donörleri (zorunlu) -Kayıtlı seks çalışanları (zorunlu) -Gönüllü Danışmanlık ve Test merkezlerinden başvurular -Evlilik öncesi danışmanlık başvuruları -Şüpheli davranış sonrası sağlık kuruluşlarına kişisel başvurular ve - Cerrahi girişim öncesi uygulanan testler olduğunu belirtti.


Aynı oturumun ‘Yabancı Dernek Deneyimi’ sunumunda ise Makedonya’dan katılan Andrej Senin, Sivil toplum Kuruluşlarının devletle işbirliğinin ve Prep’in Ulusal ve Küresel önemini vurguladı.

‘Yurtiçi Dernek Deneyimi’ oturumunda, Pozitif-iz Derneği’ni temsilen Yasin Erkaymaz katılarak "HIV ile yaşayan bireyler için ne yapıyoruz?" başlıklı sunumunu yaptı. Derneği ve projelerini tanıttıktan sonra, alanda hangi ihtiyaçlardan yola çıkılarak HIV ile yaşayan bireylere hizmet üretildiğini paylaştı. Ayrıca, Türkiye’de HIV alanında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının HIV ile yaşayan bireylere etki ve katkılarını da aktardı. Diğer oturumda Pozitif Yaşam Derneği alanda yürüttükleri çalışmaları paylaştı.


Kongrenin ikinci gününde ise; Prof. Dr. Fehmi Tabak’ın oturum başkanı olduğu ‘HIV ve Ko-morbiditeler’ panelinde Dr. Ali Mert yaptığı ‘Kardiyo Vasküler Risk’ sunumunda Kalp ve Damar Hastalıkları (KAH)’nda görülen klasik risk faktörlerinin HIV pozitif kişilerde hem daha erken yaşta görülebileceğine hem de 2 kat daha sık olabileceğine işaret etti.


KAH risk skorlamasının ise; -yaş – cinsiyet – sigara - total kolestrol – HDL - Sistolik TA- kriterlerine göre yapıldığını ve sigara kullanımının %70 önem taşıdığını belirtti.


KAH’tan korunma yolları içinse; sağlıklı yaşam biçiminin benimsenmesinin; yani dengeli ve sağlıklı beslenmenin (mevsim salata, mevsim meyve, fındık, baklagil, protein olarak; balık, kümes hayvanları ve baklagilleri tüketmenin) gerekli olduğunu ifade etti. Ayrıca, 40-75 yaş arası kişilerde 10 yıllık KAH riski değerlendirmesinin yapılmasını, her türlü fiziksel aktivitenin yapılmasını, özellikle de sigaranın bırakılmasını ve aşırı kilolardan kurtulunması gerektiğinin de çok önemli olduğunu ekledi.


Aynı panelde Doç. Dr. Özgür Günal’in yaptığı ‘Antiretroviral (ARV) Tedavide Kilo Alımı ve Etkileri’ sunumunda şu notlar ön plana çıktı;


ART tedavisi sayesinde, HIV’in bastırılmasıyla kilo kaybı önlenmekte, ancak ilaç kullanmayan HIV pozitif bireylerde ise kilo kaybı görülmektedir.


Vücut ağırlığının %10’unun kaybolmuş olduğu durumun ‘Tükenmişlik Sendromu (Wasting Syndrome)’ olarak kabul edilmektedir. İdeal vücut ağırlığının %30’undan fazlasının kaybı ise mortalite oranıyla ilişkilidir. Hastanın normal kilosunun %5’i kadar az bir kilo kaybı enfeksiyonun daha hızlı ilerlemesiyle alakalıdır.


Tedaviyle birlikte HIV pozitif kişilerde yaşam beklentisi artmıştır ve negatif bireylerle kıyaslandığında fark ortalama 3 yıldır.


HIV ile yaşayan bireylerde, negatif kişilere göre 16 yıl daha az komorbit hastalıklar (kalp rahatsızlıkları, böbrek ve karaciğer rahatsızlıkları vs.) olmadığı gözlenmiştir.


HIV pozitif bireylerde obezite artışı görülmektedir. ART başlamasıyla kilo alımının nedeni olarak HIV ile ilişkili inflamasyonun ve hızlanmış katabolizmanın azalmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Tedaviyle birlikte iştah sorunları ve gastrointestinal işlem bozuklukları ortadan kalkmaktadır.


‘HIV ve Ko-morbiditeler’ panelinin son konuşmacısı olan Doç. Dr. Ahmet Çağkan İnkaya’nın ‘HIV ile Yaşayan Bireylerde Yaşlanma’ sunumunda paylaştığı bilgilerden bir kaçı şöyledir;


Yaşlanmayla beraber birden çok morbidite (hastalığa yol açma oranı) ortaya çıkabiliyor.


Sağlıklı yaşam pratiklerini uygulamayan HIV ile yaşayan kişilerde; -Koroner Arter hastalığı –Kanser -Bilişsel Bozulma -Kırılganlık daha sık olabiliyor ve tüm bunlarda sigara ve alkol büyük rol oynuyor.


HIV çoğalmıyor ama parçaları dolaşmaya devam ediyor, bu nedenle immun uyarı fazla oluyor, monosit fazlalaşıyor ve inflamasyon devam ediyor.


Kötü kolesterol olan LDL ne kadar düşürülürse KAH riski de o kadar azalıyor.


Yaş almayla beraber kilo alımı 40-60 yaş arasında fazlalaşıyor. Kilo alımı hareket ve kaliteli beslenmeyle kontrol altına alınabiliyor. Belli yaştan sonra kilo alımı duruyor.


Kırılganlık HIV pozitif bireylerde daha sık görülebiliyor. Bundaki risk faktörleri ise; -Enfeksiyon yaşı -Düşük CD4 sayısı -Yüksek Viral yük -Uzun ART süresi –Depresyon –Diyabet -Böbrek hastalığı -Düşük eğitim düzeyi -İşsizlik -Düşük gelir düzeyidir.


Yaşlanmanın diğer boyutlar ise; - %50 Hipertansiyon - %30 Depresyon - %25 Hiperlipidemi - %20 Diyabet - %14 Böbrek hastalığı - %37 sigara kullanımıdır.


Özetle HIV pozitif bireyler de yaşlanıyor, yaşlanmayla beraber pek çok klinik sorun gelişiyor. Bu nedenle tedaviden ziyade önleyici hizmetler önem taşıyor.


Yine kongrenin ikinci gününde gerçekleşen ‘Sivil toplum gözünden HIV tanısı ve tedavisinde giden süre’ başlıklı uydu sempozyumunda Türkiye’de HIV alanında faaliyet gösteren üç Dernek sunum yaptı.


Pozitif-iz Derneği’ni temsilen Çiğdem Şimşek’in yaptığı ‘COVID-19’da HIV Pozitifler Neler Yaşıyor?’ sunumunda pandeminin başlangıcından bu yana HIV tanısı alan ve tanılarını bir türlü netleştiremeyen, bu nedenle de tedaviye geç ulaşan HIV pozitiflerin yaşadıkları zorlukları vaka örnekleri ile paylaştı.


Ayrıca Şimşek’in Doç. Dr. Özlem Altuntaş Aydın ile birlikte hazırladığı ve sunumunda da aktardığı; pandemi döneminde HIV tanısı alan bir gencin, süreç içerisinde yaşadığı endişe dolu deneyiminin anlatıldığı poster de kongre boyunca, poster alanında yer aldı.


Aynı sempozyumda Kırmızı Kurdele İstanbul’dan Arda Karapınar çarpıcı sonuçların ortaya çıktığı “Hızlı Tedavi Başlangıcı Çalışması, Durum ve Beklenti Analizi”nin verilerini paylaştı. Ardından Pozitif Yaşam Derneği’nden Cenberk Harmancı ise “Tedaviye Yaklaşım İçgörü Çalışması Sonuçları’nı açıkladı. Her üç kurumun yaptığı değerlendirme sonuçlarına göre HIV ile yaşayan bireylerin sorun ve ihtiyaçları çok açık; Covid19’da daha fazla etkileniyorlar.


Kongrenin üçüncü gününde ise ‘Devam eden problemler’ Panelinde ‘Doç. Dr. Tülin Demir ‘HIV/AIDS Hastalarında Direnç’ sunumunu gerçekleştirdi. Demir sunumunda, HIVîn antiviral ilaç kullanılmasına rağmen çoğalmasına direnç dendiğini ve bunun üç nedeni olabileceğini söyledi. Bu nedenler; 1) HIV’e bağlı nedenler, 2) Hastaya bağlı nedenler (düzensiz ilaç kullanımı), 3) Antivirale bağlı nedenler (ilacın sürekli sağlanabilirliği, ilacın replikasyonu tamamen engelleyebilmesi, farmokokinetik, genetik bariyer)dir.


‘İlaç Etkileşimleri’ sunumu yapan Uzm. Ecz. Emre Kara ve Dr. Ecz. Kutay Demirkan konuşmalarında ilaç etkileşimlerini şöyle sıraladı; - İlaç ve İlaç (ilaç, bitkisel ilaç, bitkisel ürün), - İlaç ve Besin, -İlaç ve Hastalık. Bunlara ek olarak; Alkol, Madde Kullanımı ve Tütün kullanımı ile de ilgili olduğunu, bu üçünün ARV etkinliğini azalttığını, bazı enzimleri yükselttiğini, ayrıca toksitlere yol açtığını da belirttiler. Bu ilaç etkileşimlerinin sonucu olarak, ART etkinliğinde azalma olup; -Yetersiz ilaç seviyesi, -Yetersiz baskılama, -Direnç, -Hastalığın ilerlemesi şeklinde geliştiğinin de altını çizdiler.


‘HIV Tedavisinde Çok Yönlü Güven’ bölümünde sunum yapan Enf. Uzm. Dr. Hülya Özkan Özdemir ve Ass. Dr. Melih Çağrı Sönmezer HIV’e yönelik ‘’360 derece yaklaşım’’ı vurguladı.


UNAIDS’in 90-90-90 Küresel Hedeflerine, HIV pozitif bireyler için yaşam boyu sağlık hedefinin de eklenmesinin geniş bir vizyon olduğuna dikkat çekti.


Bu küresel hedeflerde; Birinci 90; Tanı, HIV ile enfekte bireylerin %90’ının test olarak durumundan haberdar olması, İkinci 90; ART Başlanması, HIV pozitif bireylerin %90’ının tedaviye başlaması ve sürdürmesi, Üçüncü 90; Viral Baskılanma, HIV pozitif bireylerin %90’ında HIV RNA baskılanmasıdır. Son olarak eklenen Dördüncü 90 hedefi ise; Ömür Boyu İyi Yaşam Kalitesi, HIV pozitif bireylerin mental ve fiziksel olarak sağlıklı kalmasıdır.


Yine öne çıkan diğer bir paylaşım ise, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre HIV tanısı alan bireylere 7 gün içerisinde ART’ye başlanmasının önerilmesidir.


Sunumda ayrıca poppers (cinsel isteği artırıcı madde) ve ereksiyon ilaçlarının ART ile etkileşime girdiğine de dikkat çekildi.


HIV tedavisinde ART’den beklenenler ise şöyle özetlendi; -Hızlı yüksek etkinlik, -Viral yükün hızla düşüp, -CD4'lerin artması, -Yutma zorluğu olanlar için, örneğin yaşlılar için küçük boyutlu tabletler olması, -Gıdadan bağımsız kullanım ve -Diğer ilaçlarla az etkileşim.


Kongrenin üçüncü gününde “3 Konu 3 Konuk” Panelinde konuşmacı olan Prof. Dr. Jürgen RockstrochYeni ART’lere İhtiyaç Var mı?’ sunumunda ilaçlardaki yeni teknolojileri anlattı:


Uzun süreli enjeksiyonlar, özellikle yutma zorluğu olan, damgalanma korkusuyla evde, iş yerinde ilaç bulundurmak istemeyen kişiler tarafından tercih ediliyor.


4 haftada ve 8 haftada bir uygulamalar var, memnuniyet ve değerler aynı olsa da 8 haftalık uygulamalarda direnç gösteren kişi sayısı artıyor.


Kişiler için başlarda aylık enjeksiyonlara ilgileri yüksek olsa da, ileride her ay ya da 2 ayda bir hastaneye gitmenin zor gelebileceği düşüncesi hakim. Ayrıca hastasını 3 ayda bir ya da 6 ayda bir gören hekim açısından da her ay görüşmenin sağlık sistemi açısından zorlayıcı olabileceği düşünülüyor.


Aşının kalçadan yapılması durumunda 1 hafta boyunca otururken ağrı yaptığı ve zorlayıcı olduğu geri dönüşümü var.


Deneme aşamasında ve geliştirilmekte olan şu çalışmalar da bulunmakta;


- ATV ilaç salınımı yapan vajinal halkalar, kısa sürede ilaç yerine kullanıma başlanacak.


- HIV ilacının deri üstünden emilimini sağlayan mikro iğneli pedler üzerinde de çalışılıyor.


- Deneme aşamasında olan, deri altına yerleştirilen ‘deri altı implantı’ 52 hafta boyunca salınım yapabiliyor. PreP amaçlı kullanıma uygun.


- Giyilebilir pompalama özellikli cihazlar, vücut dışına yerleştirilen cihazdan pompalama yoluyla ilaç verilmesi.


- Ağız yoluyla alınan uzun vade ilaç salınımı yapan nanoilaçlar yakın bir gelecekte bu uygulamaların kullanımlarını göreceğiz.


Panelin diğer konuşmacılarından olan Dr. Lisa Sterman’ın yaptığı “PREP: Bir Başarı Öyküsü” sunumunda ‘Belirlenemeyen=Bulaşmayan’ kriterinin damgalanmayı büyük ölçüde azalttığını ancak damgalanma ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak için daha çok çaba göstermek gerektiğini vurguladı.


PreP (Temas Öncesi Profilaksi)’nin küresel olarak yaygınlaştırılmasının çok önemli olduğunu söyleyerek, San Francisco’da 10 yıldır kullanıldığını paylaştı. PreP’in kullanıma sunulmasından sonra yeni bulaş oranında %31.5 azalma olduğu yine öne çıkan bir veri oldu.


Uzun etkili yani enjeksiyon şeklindeki PreP’in özellikle sağlık çalışanları için daha uygun olduğunu söyleyerek, enjeksiyon uygulamasının herkes için faydalarını şöyle sıraladı;


- Bazı kişileri her gün hap alacaksın yoksa ölürsün psikolojisinden uzaklaştırıyor,

- İlacını kaybetme korkusu ortadan kalkıyor,

- İlacı almayı unutmak yok,

- İlacı saklama sorunu yok.


PreP kullanımı için ayrıca şu önerilerde de bulundu; -Mutlaka doktor kontrolünde kullanılmalı, -Kullananlar başlangıçta HIV testi olup durumunu öğrenmeli –Sonuç negatif ise PreP’e başlamalı, -Böbrek, karaciğer fonksiyonları hekim tarafından düzenli izlenmeli.


8 haftalık enjeksiyon rejimlerinin bile tarih olacağı bir geleceğin bizi beklediğini söyleyerek konuşmasını tamamladı.

136 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör
 

Biz varız.

Birlikteysek daha dinamik,

daha bilgili ve çok daha güçlüyüz.

  • Instagram - Gri Çember
  • Facebook - Gri Çember
  • Heyecan - Gri Çember
  • YouTube - Gri Çember

BAĞIŞ

©2018 Pozitif-iz Dernegi, İstanbul. Tüm Hakları Saklıdır.