Bir Yaşam Öyküsü
- POZİTİF İZ

- 23 saat önce
- 2 dakikada okunur
2024 yılının başıydı...

Bir sabah boynumdaki şişliği fark ettim. Önemsiz bir şeydir diye düşündüm önce. İnsan bazen kötü ihtimalleri aklına getirmek istemiyor. Ama günler geçtikçe hastane koridorları hayatımın bir parçası oldu. Kan tahlilleri, ultrasonlar, doktorlar, bekleyişler…
Doktorlardan biri lenf bezlerimin normalden büyük olduğunu söyledi. Başka testler istedi. Sonra ciddi bir yüz ifadesiyle karşıma geçip vakit kaybetmeden başka bir hastaneye gitmem gerektiğini anlattı. O an içimde büyüyen korkunun adını hâlâ bilmiyordum.
Son bir test daha yaptılar.
HIV testi !
Ve o gün hayatım ikiye ayrıldı.
Test sonucum pozitifti.
O an ne hissettiğimi bugün bile tam anlatamıyorum. Sanki dünya durmuştu ama herkes yaşamaya devam ediyordu. Ben ise olduğum yerde kalmıştım. Daha yedi-sekiz aylık nişanlıydım. Düğünüme sadece birkaç ay kalmıştı. Hayaller kuruyordum ben… Evimizi, geleceğimizi, çocuklarımızı…
Bir anda hepsi elimden kayıp gidiyormuş gibi hissettim...
Öleceğimi sandım...
Sevdiğim kadını kaybedeceğimi sandım...
Hayatımın bittiğini sandım...
O gün hastanede yanımda iş yerindeki müdürüm vardı. İlk başta destek olmaya çalışıyor gibiydi. Ama sonucumu öğrendiği andan sonra gözleri değişti. Sessizleşti. Sonra yavaş yavaş beni hayatının dışına iter gibi işimden uzaklaştırdı. Çalışmaya devam etmek için çok uğraştım. Güçlü görünmeye çalıştım. Normal kalmaya çalıştım.
Ama bir gün beni resmen kapının önüne koydu.
En zor zamanımda işimi kaybettim.
Üstelik sadece işimi değil, mahremiyetimi de…
Durumumu iş yerindeki insanlara anlattı.
İşte o an insanın canını en çok HIV değil, insanların bilgisizliği yakıyor. Çünkü HIV’i duyduklarında benden korkacaklarını düşündüm. Herkesin sırtını döneceğini sandım. Ama hayat bana tam orada başka bir şey gösterdi.
İş arkadaşlarım beni yalnız bırakmadı. Beni aradılar. “Gel, oturalım, Seni özledik,” dediler. Yanlarına çağırdılar, sarıldılar, benimle güldüler. Ben kendimi kirlenmiş hissederken onlar bana insan olduğumu yeniden hatırlattılar. Göz yaşları içinde ağlayarak beni işyerimden uğurladılar.
Ve sonra hayatıma biri dokundu; Dr. Arzu…
Belki onunla ilk konuşmamız sadece on dakikaydı ama o on dakika benim yeniden doğuşum oldu. Bana korkuyla değil, bilgiyle yaklaştı. Gözlerimin içine bakıp hayatımın bitmediğini anlattı.
Nişanlımı hastaneye çağırdı. Test yaptı. Sonuç negatifti.
Ben o gün nişanlımın gözlerine bakmaya korkuyordum. Ya giderse diye… Ama o gitmedi. Elimi tuttu. Ben ağlarken sustu ve yanımda kaldı. Çünkü bazen sevgi, korkudan daha güçlü oluyor. İşte benim mucizem tam olarak buydu.
Tedaviye başladım. Daha bir ay geçmeden virüs belirlenemeyen seviyeye düştü. Yani artık bulaştırıcılığım yoktu. Hayat yavaş yavaş yeniden nefes almaya başladı.
Ve birkaç ay sonra tekrar iş buldum ve sevdiğim kadınla evlendim...
Başlarda korkularımız vardı. En küçük bir üşütmede bile göz göze gelip kötü şeyler düşünüyorduk. Ama zaman geçtikçe korkunun yerini bilgi aldı. Bilginin yerini ise güven…
Aradan yıllar geçti...
Bir gün yine Arzu Hoca’nın karşısındaydık. Bu kez korkuyla değil, umutla. Çocuk sahibi olmak istediğimizi söyledik. Gülümsedi sadece. “Her şey yolunda,” dedi.
Eşimin test sonucu yine negatifti. Ve aynı günün akşamı hayat bize ikinci mucizesini verdi: Eşimin hamile olduğunu öğrendik. O an uzun süre hiçbir şey konuşamadım. Çünkü bir zamanlar ‘ölüm’ korkusuyla uyuyan ben, şimdi baba oluyordum.
Şimdi bir kızım olsun istiyorum. Adı Öykü olsun istiyorum. Çünkü bu benim öyküm. Korkunun içinden geçen bir sevdanın… Yıkıldıktan sonra yeniden ayağa kalkmanın... İnsanların cehaletiyle yaralanıp, başka insanların sevgisiyle iyileşmenin öyküsü…
Ve eğer bunu okuyan biri bugün kendini karanlıkta hissediyorsa, bilsin: Hayat bazen en büyük mucizelerini, tam da bittiğini sandığın yerde yazıyor.
Ayrıca ilk günden bugüne kadar ne zaman kafam karanlığa düşse içim huzursuz olsa beni o karanlıktan çekip çıkartan Pozitif-iz Derneği’ne çok teşekkür ediyorum…
Öykü’nün babası…








