• POZİTİF İZ

YAŞADIĞIM AYRIMCILIKLARA RAĞMEN, MUTLU VE UMUTLUYUM


Başlamak için bir cümle bulamıyorum. Kendimi tanıtarak başlamak doğru olanı belki ama başımdan geçen olaylar; kendimi saklamam, gizli kalmam gerektiğini gösteriyor sanırım. ‘Kendini saklamak, kendinden olanı gizlemek.’ Ne kadar tuhaf. Ayıp. Utanılacak bir durum. Kendim adına değil, içinde yaşadığım toplum için utanç verici. Ben değil, kendimi gizlemek zorunda kaldığım için beni buna iten toplum için utanılası. Utanacaklar da, eminim.

24 yaşında, yeni mezun heyecanlı mı heyecanlı bir öğretmenim. Mezun olur olmaz mesleğim için zirve olabilecek bir okulda işe başlıyorum. Her şey çok güzel gidiyor. Heyecanım, merakım, öğrenmeye ve öğretmeye istekli tavrım, çocuklarla olan iletişimim, şefkatim yöneticilerimin gözüne giriyor. Hemencecik sevdiriyorum kendimi. Öğrencilerim de seviyor beni, çalışma arkadaşlarım da.


İşe başladığımın 4. ayında genel kontrollerimi yaptırmak için iş yerinden izin alıyorum. Birkaç hafta sonra bilmediğim bir numara beni arıyor ve sağlık durumumla alakalı bir görüşme yapmak için kliniğine çağırıyor. Anlıyorum aslında olanı. Derhal izin alıyorum okuldan ve hastaneye gidiyorum. HIV testimin pozitif geldiğini söylüyor. Ama panik olmamı gerektirecek bir durum olmadığını, tedavisinin çok ilerlediğini ve yaşam kalitemde bir düşüş olmayacağını sadece uygun tedavi ile şeker, tansiyon gibi kronik bir durum olacağından bahsediyor. Zaten bunların farkında olduğum için bir an önce tedaviye başlamak istediğimi söylüyorum. Beni bir araştırma hastanesine yönlendiriyor ve orada doktorlarla görüşüyorum.

Oradaki doktor da beni rahatlatıyor, çeşitli testlerin daha hızlı sürede yapılması için hastaneye yatış öneriyor. Böylelikle birkaç günde işlemlerimi hızlıca halledip tedaviye başlayabileceğimden bahsediyor. Ben de kabul ediyorum. Hastaneye yatışım yapılıyor. -Yatış dediysem yatak döşek yatmıyorum hastanede, çeşitli bölümlerden doktorlar hemşireler geliyor testler yapıyor, testlere yönlendiriyor; akşamına da izin alıp evime dönüyorum.

Çalıştığım okul! Oraya haber vermek zorunda olduğum aklıma geliyor. Mail atıyorum müdürüme, biraz rahatsız olduğumu, hastaneye yatışımın yapıldığını, birkaç gün içinde tekrar işime geri döneceğimi söylüyorum. Maili okumuş olacak ki daha önce hiç telefonla konuşmadığım müdürüm telefonumu arıyor. Panik oluyorum. Geçmiş olsun dileklerini ilettikten sonra neyimin olduğunu soruyor. Önemli bir durum olmadığını söylüyorum bu sefer hangi klinikte olduğumu soruyor. “Enfeksiyon” dedikten sonra telefondaki sesin tonu değişiyor. “Enfeksiyon!”. Ardı ardına sorular geliyor bu sefer; “kanında mikrop mu var? bulaşıcı bir hastalık mı var?...” İnsanların “Enfeksiyon” kelimesinden bu kadar korkacağını tahmin edemeyecek kadar hızlı gelişiyor bütün olanlar. İnsan için işleyen, insana ait olan durumları inceleyen, tedavi veren bu klinikten gidecek raporların, haberlerin insanlarda bırakacağı etkiyi öngörememiş olmak sonralarda başıma gelecek olayları örecek olan ilk ilmek oluyor.

Okula dönüyorum. Birkaç gün işe gitmediğim için hastahane raporumu teslim ediyorum. Her şey buraya kadar normal işliyor. Birkaç hafta sonra ilacımı almam için doktorum arıyor ve hastaneye gelmemi istiyor. Yine izin alıyorum ve yine “enfeksiyon kliniği” raporunu okula teslim ediyorum. İlacı kullanmaya başladığım sıralar hasta oluyorum. Okula gidecek kadar iyi hissetmediğim için izin alıyorum. Acil servise gidip, doktora durumumu anlatıyorum. “Enfeksiyon kliniğinde” beni takip eden doktora görünmemin daha doğru olacağını söylüyor ve iş yerinden tekrar izin alıp hastaneye gidiyorum. Doktorlar neyin ters gittiğini takip edebilmek için yatış öneriyorlar. Çok halsiz ve okula gidecek kadar iyi hissetmediğim için kabul ediyorum. İş yerine mail atıp durumumdan bahsediyorum. İşe dönüyorum, yine raporu teslim ediyorum.


Bir toplantı yapmak istediklerinden bahsediyorlar. Toplantıda “ekonomik krizden kaynaklı benimle seneye çalışamayacaklarını, personel azaltımına gitmek zorunda olduklarını, sözleşmemi yenilemeyeceklerini resmi olarak beyan ediyorlar.

Üzülüyorum.


Ardından tekrar öncekine benzer bir hastalık geçiriyorum. Yine yatış öneriliyor ve yine rapor götürüyorum. Bu sefer “sağlık durumumla alakalı” benimle görüşmek istediklerini söylüyorlar. Toplantıda okuldaki tüm yöneticiler var, bir şekilde bana neyimin olduğunu söylemem konusunda ısrarcı bir tutum sergiliyorlar. Geriliyorum. Söylemiyorum bir şey. Ertesi gün iş yeri hekimi muayene ediyor beni.

Geriliyorum.


Bir toplantı daha yapmak istediklerini söylüyorlar. Bu sefer ne olduğunu sormadan beni sınıftan çekmek zorunda olduklarını, dilersem ofiste çalışacağımı dilersem de okula gelmeyeceğimi, sözleşmem bitene kadar da tüm özlük haklarımdan yararlanacağımı söylüyorlar. Yaptıklarının çok büyük bir ayrımcılık olduğunu söyleyebiliyorum sadece. “Burası Türkiye.” cevabını alıyorum. Buz kesiyorum. Bir şeyler anlatıyorlar karşımda ama hiçbirini duymuyorum. Tekliflerine yarın cevap vereceğim deyip odadan çıkıyorum. Ne yapacağımı bilemez bir halde eve dönüyorum. Birkaç dakika önce yaşadığım bu olayın ne kadar korkunç olduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Ofise çekeceklermiş. Öğretmen olamayacakmışım. Çocuklara bir şey bulaştırabilirmişim. Şok içinde bir gün geçiriyorum. Ben dört yıl boyunca ofiste çalışmak için okumadım ki. Ben bu okulla ofiste çalışmak için sözleşmedim ki.


Kendimi artık bu okulda görmek istemiyorum. Sözleşmem bitene kadar da tüm özlük haklarımdan yararlanacağımı kesinleştirip işten ayrılıyorum.

Eve dönüş yolu, bu sefer daha uzun ve farklı...


Seneye çalışabileceğim okulları arıyorum. Her yere iş başvurusu yapıyorum. Birçok okul erkek öğretmen adaylarının askerlik ilişiğinin olmasını istemediği için askerlikten muafiyet belgemi alıyorum.


Çok köklü, büyük bir özel okuldan iş başvuruma yanıt alıp sınavına çağırılıyorum. Yazılı sınavdan çok iyi bir puan alıp sözlü mülakatla sürece devam ediyorum. Mülakatta benim öğretmenlik becerilerim, yaptığım sunudan daha çok önceki iş yerimden neden ayrıldığım ve askerlikten muafiyet nedenimi sorguladıkları için olacak, sözlü mülakattan geçemiyorum.

Üzülüyorum.


Bu sefer bir başka büyük bir özel okuldan geri dönüş alıyorum. Görüşmeye çok iyi hazırlanıp gidiyorum. İlk görüşmeyi geçip ikinci görüşmeye çağırılıyorum. Bu görüşme için de çok umutlandığım için çabalıyorum ve güzel bir görüşme geçiriyorum. Ardından sürecim olumlu ilerliyor ve beni arayıp seneye benimle çalışmak istediklerini söyleyerek iş teklifi yapıyorlar. Kabul ediyorum. Sigorta girişi için çeşitli evrak listesi gönderiyorlar ve belirlenen günde teslim etmem için anlaşıyoruz. Heyecan ve mutlulukla evrakları hazırlayıp okula gidiyorum. Evrakları teslim ettiğimde insan kaynaklarının “hocam, burada askerlikten muaf olduğunuz yazıyor” tepkisiyle muafiyet nedenim sorgulanıyor. Söylemek istemememe rağmen ısrarcı bir tutumla sözleşmenin ve işe girişimin sıkıntıya uğramaması açısından muafiyet nedenini söylememi istiyor. İşe girişim sıkıntıya uğramasın diye aklıma o an mantıklı gelebilecek bir açıklama da gelmediği için “sağlık” diyebiliyorum. Özel değilse “sağlık problemimi” sorguluyor, tekrar “özel” diyorum ama okulu ilgilendirir bir neden olmadığını, dilerlerse devlet hastanesinden öğretmenlik yapmamda engel teşkil edecek bir durum olmadığını raporlayabileceğimi söylüyorum. Eve dönüyorum. İnsan kaynakları tarafından aranarak işe giriş muayenemin acilen yapılması gerektiğini, okula geri dönmem gerektiğinin bilgisini alıyorum. Okula geri dönüyorum. Önce hemşire sağlık durumumu sorguluyor. Söylemek istemiyorum. Özel olduğunu ve benim için gizli kalması gerektiğini belirtiyorum. Dilerlerse öğretmenlik yapmamda sakınca olmayan bir hastane raporu getirebileceğimi tekrar iletiyorum. Kendisi tarafından eğer bu gizli kalırsa işe girişimde sıkıntı yaşayacağım söyleniyor. Nedenini yine söylemeyip, okulu ilgilendirir bir durum olmadığının bilgisini yeniden veriyorum. Bu sefer, doktora yönlendiriliyorum.


Doktor, SGK’dan bugüne kadar gittiğim klinikleri, raporları ilaçları görüntüleyebileceğini belirterek sağlık durumumu kendim beyan etmem konusunda sert bir tavırla zorlanıyorum. Ben benim için özel ve gizli olduğunu, okulu ilgilendirir bir durum olmadığını öğretmenlik yapmamda bir engel olmadığına dair isterlerse hastaneden rapor getirebileceğimi söylememe rağmen kendisinin iş yeri hekimi olduğunu ve işini yapmakla yükümlü olduğunu söylüyor. Bana yalan beyan vermekten suç işlediğimi, SGK’dan zaten kendisinin görüntüleyeceği raporlarda bir problem olursa başımın ağrıyacağı şeklinde bir cevap alıyorum. Kendimin beyan etmesinin daha doğru olacağı konusunda ısrarcı bir tavırla zorlanıyorum. Ben de hemşirenin dışarı çıkmasını isteyip HIV ile yaşadığımı doktora söyleyiveriyorum. -Ne var ki bunda. O bir doktor zaten. HIV’in sağlık boyutunda bir problem olmadığını sadece toplumun bakış açısından kaynaklı sorun yaşayabileceğimi göreceğini zannediyorum. Benim halimden anlar diye düşünüyorum.


Ardından teşekkür edip, idareye bunu bildirmekle yükümlü olduğunu söylüyor. Bunu iznim olmadan yapamayacağını söylememe rağmen bana karşı sert bir uslüpla kendisinin iş yeri doktoru olduğunu, durumumun sosyal ve felsefi boyutunu bir kenara bırakıp işini yapmak zorunda olduğunu belirtiyor. Uğradığım damgalama ve etiketlemenin doğuracağı benim açımdan olası olumsuz sonuçlardan bahsediyorum fakat beni dinlemeden odadan çıkıyor. Arkasından koşarak yapabilecek neyim var diye sorabiliyorum, SGK’dan sağlıklıdır yazan belge getirmemi istiyor. Hastaneye gidip “Öğretmenlik yapmamda sakınca olmadığına dair” rapor alıp hemşireye iletiyorum. Kendisi doktor ile görüşüp raporu aldığını iletiyor.

Ardından imzaladığım sözleşmenin bir nüshasını almayı unuttuğumu fark edip insan kaynaklarına geçiyorum. Sözleşmemin bir nüshasını talep ediyorum fakat idareciler imzalamadan bana kopyasını veremeyeceklerini henüz zaten sözleşmeyi imzalamadıkları şeklinde bir dönüş alıyorum.


Eve dönüş yolu uzadıkça uzuyor. İçinde bulunduğum zaman duruyor ve eve dönüş yolu gözümde büyüdükçe büyüyor.


Olaydan birkaç gün sonra başvurduğum okulun insan kaynakları tarafından aranarak sürecimin devam etmeyeceği, sözleşmemin iptal olduğunu telefonda iletiliyor.

İnsanlığa dair bir kez daha hayal kırıklığına uğruyorum.


Tüm bu yaşananları bir kenara bırakıp bana gelecek olursak; sağlık durumum, sonuçlarım çok iyi. Her şey kontrol altında. Belirlenmiyor, bulaştırmıyorum. Eskisinden daha çok seviyorum hayatı. Artık daha sıkı sarılıyorum sahip olduklarıma. Farklı bir pencere açılıyor, oradan izliyorum hayatı. Sağlığım için daha dikkatliyim. Kendim için iyi olacak şeyler yapıyorum. Sevdiklerimle güzel vakit geçiriyorum. Güzel filmler izliyorum çok güzel kitaplar okuyorum. Eğleniyorum. Tüm bu olanlara rağmen. Üzülmüyorum artık. Gülüyorum.

Umursamayarak, yaşamın her alanında var olarak vereceğim cevabımı.

İnadına iş başvurularını da yapmaya devam edeceğim. :-)

Tüm bu yaşadıklarım gösteriyor ki insanları yalnızlığa, umutsuzluğa, karamsarlığa ve damgalanmaya iten HIV değil, toplumun yıkmadığı önyargısı ve korkusu.

Şunu da söyleyip sonlandırmak istiyorum, HIV’den değil, ayrımcılıktan ve damgalamaktan korkmak gerek.



721 görüntüleme
 

Biz varız.

Birlikteysek daha dinamik,

daha bilgili ve çok daha güçlüyüz.

  • Instagram - Gri Çember
  • Facebook - Gri Çember
  • Heyecan - Gri Çember
  • YouTube - Gri Çember

BAĞIŞ

©2018 Pozitif-iz Dernegi, İstanbul. Tüm Hakları Saklıdır.