• POZİTİF İZ

HIV’i Yok Etmek Neden Bu Kadar Zor?

Güncelleme tarihi: Tem 26


İnsanlığın HIV’e karşı olan mücadelesi enfeksiyonun sürekli mutasyona uğraması gibi şekilden şekle girmiştir. Ancak insanlık, en az HIV’in kendisi kadar kurnaz olduğu için, bütün olumsuzluklara rağmen tedavi bulma çabalarına devam etmiştir. Bilim insanları HIV’in genetik kodunu enfekte olmuş hücreden çıkarmanın yolunu bile buldular. Bu teknik yaygın olarak laboratuvar ortamında yetiştirilmiş hücrelerde denenmiş olsa da, tekniğin HIV’e karşı çok etkili bir yöntem olması beklenmektedir.

HIV’den kurtulmanın bu kadar zor olmasının sebebi nedir?

HIV, Retroviridae familyasına ait olan bir retrovirüstür. Bu demek oluyor ki HIV genetik bilgilerini tek bir RNA sarmalı şeklinde barındırır (DNA’nın çift sarmalı vardır). HIV edinen kişilerde, HIV ters transkriptaz (reverse transcriptase – yani virüsün şifresini genetik eğilimlerle ters biçimde kopyalayan enzim) enzimi ile bağışıklık hücrelerini hackler ve bu sayede tek sarmallı RNA’yı çift sarmallı bir DNA’ya çevirir. Bu DNA sarmalı kendini başka enzimler yardımıyla enfekte edilen hücrenin genomuna entegre eder ve bu sayede hücre farkında olmadan HIV’in kopyalarını üretmeye başlar. Zaman içerisinde bu kopyaların sayısı gitgide artar ve bu da yeni hücrelerin enfekte olmasına yol açar.

Normal bir DNA replikasyonu durumunda, hücreler aslında moleküler düzeltmeler aracılığıyla genetik kodda değişiklikler olmasını önler. Ancak, ters transkriptaz durumunda, bu düzeltmeler söz konusu değildir ve bu da retrovirüslerin çok hızlı bir biçimde mutasyona uğrayabileceği anlamına gelir. Virüs o kadar hızlı mutasyona uğrar ki, ilaçlarla ve aşıyla kesin çözüm bulmak zorlaşır.

HIV aynı zamanda Lentivirüs sınıfının bir üyesidir ve bu HIV’le başa çıkmayı daha da zorlaştırır. Diğer retrovirüsler bir hücreyi ancak hücrenin bölünme (mitotik) evresinde enfekte edebiliyorken, lentivirüsler hem aktif olarak bölünen hem de bölünmeyen hücreleri hedef alabilir.

HIV’den kurtulmanın bu kadar zor olmasının başka bir sebebi de virüsün ondan kurtulmakla sorumlu olan hücreleri enfekte ediyor olmasıdır. HIV, CD4 T hücresi diye bilinen ve vücudun bağışıklık sisteminin bir parçası olan akyuvarları hedef alır. Vücuttaki patojenlere ve mikroplara karşı koruma sağlamakla yükümlü bu hücreler enfekte oldukları durumda HIV’e karşı direnemezler. Ayrıca, bu hücreler gizli HIV rezervuarları haline gelebilmekte ve antiretroviral (HIV’i baskılayan) tedaviye devam edilmediği durumlarda vücuttaki HIV enfeksiyonunu aktif hale getirebilmektedir. Var olan ilaçların çoğu bu hücreleri etkilemekte başarısızdır.

Günümüzde, potansiyel bir HIV tedavisi için iki olasılık bulunmaktadır: Bunların biri ilk defa 2008’de Alman doktorlar tarafından bir lösemi hastasında denenen kemik iliği naklidir.[1] Kemik iliğinin alındığı donörde görülen ve nadir bir mutasyon olan Delta 32 mutasyonu Berlin hastasının HIV’i vücudundan atmasına sebep olmuştur. Tedaviden iki yıl sonra halen vücutta HİV bulunamamasına rağmen, kemik nakli son derece riskli bir operasyondur ve yaygın olarak uygulanması söz konusu değildir.


HIV için daha pratik olabilecek tedavi olasılığı ise antiretroviral ilaçlardır.[2] İlaç tedavisini düzenli bir biçimde takip eden kişilerin ilaçlarını bıraktıktan sonra bile vücutlarındaki viral yükün çok fazla artmadığı durumlar mevcuttur. Ancak bunun da kendi zorlukları vardır: bu tekniğin başarılı olması için kişinin HIV edindikten hemen sonra tedaviye başlaması gerekir ve vücudun ne kadar süreyle HIV’i baskılayacağı hala bilinmemektedir. ‘Mississippi’li bebek’ olarak bilinen ve doğumun ardından 18 ay boyunca yoğun antiretroviral tedavi alan kız çocuğunun vücudunda yeniden HIV’in izlerine rastlanmıştır.

Genom mühendisliği veya gen düzenleme olarak bilinen teknikler de her ne kadar umut verici olsalar da halen insanlar üzerinden denenmemiştir ve komplikasyon yaratabilir. HIV’i genomdan kesip atabilmek için Temple Üniversitesi profesörleri Kamel Khalili ve Wenhui HU, HIV’in kodunu silebilen bir RNA sarmalı yaratmayı başardı. Ancak, malum mutasyon hızı sebebiyle, bu teknik ile de zorluklar yaşanabilir.

[1] Çevirmenin notu: Berlin hastası olarak da bilinen Timothy Ray Brown Eylül 2020’de hayatını kaybetti.

[2] Çevirmenin notu: İngilizce’de ‘functional cure’ olarak geçen tabir HIV tedavisinde amacın virüsü yok etmektense kontrol altına almak ve böylece virüsün negatif etkilerini ortadan kaldırmak olması gerektiğini ifade eder.


Çeviriyi yapan gönüllümüz Tankut Atuk’a çok teşekkür ederiz.


Kaynağı görüntülemek için buraya tıklayabilirsiniz...

190 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör