• POZİTİF İZ

Tedaviye Erişim Saha Araştırması Yürüttük

HIV ile Yaşayan Kişilerin Tedaviye Erişim Koşulları Hakkında Endişelerine Yönelik

Saha Araştırması Yürüttük

HIV tanısı alan kişilerinin hayatlarının en önemli 2 dönemi, tanı aldıkları ve tedaviye başladıkları zaman dersek, pek de yanlış olmaz.

Kimi kişi için HIV tanısı almak bir dönüm noktası olarak görülse de, kimisi için de tedaviye başlamak ve sürdürmek yoğun duygular içeren bir dönem olabiliyor. Antiretroviral (HIV'i baskılayan) tedaviye erişim ve devamlılığı, HIV ile yaşayan kişiler için hayati öneme sahiptir. Tıbbın bugünkü imkânlarıyla HIV tanısı alan bir kişinin (şu an için) yaşamı boyunca düzenli olarak her gün ilaç alması gerekmektedir.

Tedaviye başlanmasıyla beraber rutin ziyaretler gerçekleştireceği sağlık kurumlarında önyargılar nedeniyle oluşabilecek ayrımcılıktan dolayı çekinceler de başlamaktadır. Daha önce yapılan araştırmalar (1.rapor - 2.rapor ) HIV pozitif kişilerin Türkiye’de en çok sağlık kuruluşlarında ve sağlık çalışanları tarafından uygulanan ayrımcılığa maruz bırakıldıklarını göstermiştir.

Ayrıca tedavinin devamlılığı ve tedavi masraflarının yüksek bütçeli olması, kişilerde gelecekle ilgili endişeler yaratmaktadır.

Yaptığımız ‘HIV ile Yaşayan Kişilerin Tedaviye Erişim Koşulları Hakkında Endişelerine Yönelik Saha Araştırması’nda bu sorunlardan yola çıkarak hazırlanan sorularla, HIV ile yaşayan katılımcıların ‘’Tedaviye Erişim Koşulları Hakkındaki Endişeleri’’ni belirlemeyi, elde edilen verilerle nerelerde, ne tür düzenlemeler yapılabileceğini program ve projelendirmeyi amaçladık.

Sonuç ve Yorum

Bu çalışmanın sonuçları birkaç farklı yönden ele alınabilir. Çalışma, öncelikle Türkiye’de HIV ile yaşayan kişilerin demografik profillerini gözler önüne sermiştir. Verilere göre çalışmadaki katılımcıların büyük bir kısmı erkektir. Kadın ve LGBTİ+’ların erkeklere oranla daha az bir şekilde çalışmada yer aldıkları gözlemlenmiştir. HIV ile yaşayan kadınların statüleri konusunda daha sessiz kaldığını, kendilerini ifade edemedikleri, bunun yanında kişilerin cinsel yönelimlerini de açıkça ifade etmekten çekindiklerinden bahsedebiliriz.

Çalışmada 25 – 34 ve 45 – 54 yaş aralığındaki kişilerin çoğunlukta olduğu gözlemlenmiştir. 18-24 yaş aralığında bulunan genç insanların da %12,3 gibi bir oranda olduğu ortaya çıkmıştır. Bu da özellikle HIV ile yaşayan genç kesimlerin varlığını gözler önüne sermekte, ve HIV odaklı eğitimlerinin zorunluluğunu bizlere göstermektedir. Bu yaş aralığındaki kişilerin askerlik durumu, işe girişte güçlük çekmesi gibi sorunlarla karşılaşabilecekleri düşünülerek, çeşitli çalışmalar yapılması gerekmektedir. Çalışmada, aynı zamanda yeni tanı almış kişilerin yaklaşık %18,4 oranında olduğu görülmektedir. Bu kişilerin son 1 yıl içerisinde tanı almış olması ve çalışmada bu kadar büyük bir oranda olması, yeni vakaların eğitilmesi konusundaki projelere olan ihtiyacı gözler önüne sermektedir.

Katılımcıların yaşadıkları şehirlerin oranı, ilgili şehirlerin Türkiye nüfusuna oranı ile paralellik göstermektedir. Ankara, İstanbul, İzmir ve Antalya gibi şehirlerde HIV vakalarının ülkenin büyük çoğunluğunu oluşturduğunu söylemek mümkündür. Bu da bizlere bu şehirlerdeki test kampanyaları, HIV eğitimi, korunma projelerine ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Katılımcıların bazılarının yaşadıkları şehirler yerine başka şehirlerde tedavi gördükleri tespit edilmiştir. Bu da HIV ile yaşayan kişilerin mahremiyet sorunlarına olan yaklaşımları konusunda fikir vermektedir. Bu kişilerin mahremiyetlerinin korunması noktasında endişeleri bulunmaktadır. Ayrıca yaşadıkları şehirdeki hekimlerin, tıbbi bilgilerinden ya da kurumların yeterliliklerinden emin olmadıklarını gözlemlemekteyiz.

Katılımcıların kullandıkları ilaçlar konusunda yapılan araştırmanın sonucuna göre ise, kişilerinçok büyük bir kısmının tek ilaç rejimini mümkün kılan son jenerasyon ilaçları kullandığını göstermektedir.

Sosyal güvenlik konusunda katılımcıların büyük kısmının 4A, 4B, 4C sigorta kapsamında bulunduğu, Genel Sağlık Sigortası (GSS), Yeşil Kart gibi sosyal güvencelerden faydalananların ise %20 ve %30 bandında olduğu görülmektedir. Katılımcıların ortalama olarak %25’i son 5 yıl içerisinde sağlık güvencesi kapsamının dışında kalmış, bu kişilerin ise o dönemlerinde GSS, İş-Kur İşsizlik sigortası vb. yöntemler ile tedaviye ulaştığını göstermiştir. Ancak o dönemde, Sivil Toplum Kuruluşları (STK’lar) ile ilaca ve tedaviye ulaşan kişiler olduğunu da görmekteyiz. Bu da bize HIV konusunda çalışan STK’ların önemini göstermektedir. Katılımcıların yine büyük bir kısmı gelecekte tedavilerini karşılayacak sigortaları kaybetme endişesi yaşarken, yine aynı oranda böyle bir durumda ne yapmaları gerektiği bilmediklerini ifade etmiştir.

Son olarak çalışmaya katılanların yarısından fazlası HIV konusunda danışmanlık veren bir STK’dan danışmanlık aldıklarını ifade etmektedirler.

Araştırmanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz

Saha araştırmamızın grafiklendirilmesi ve yorumlanması için katkı sağlayan kıymetli Öğr. Gör. Dr. Okan Aksu’ya çok teşekkür ederiz.



231 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör